Ülkemizde ve dünyada yaşayan bütün Müslümanların kutlu Miraç kandilini tebrik ediyor, bu kutlu gecede Yüce Mevla’ya açılan ellerin ve yapılan duaların, bütün İslam aleminin birlik, dirlik ve beraberliğine, insanlığın hidayetine, başta yakın çevremiz ile İsrâ ve Miraç mucizesinin cereyan ettiği kutsal topraklar olmak üzere bütün dünyada hak ihlallerinin, acı ve göz yaşının yerini kalıcı bir huzur ve barışın almasına vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum.
19 Temmuz 2009 Pazar
15 Temmuz 2009 Çarşamba
10 Temmuz 2009 Cuma
28 Haziran 2009 Pazar
Seyahatname

Otuz yaşın üzerinde ve köyde çocukluğunu yaşamış pek çok insanın kara lastik ayakkabılı bir anısı var. Yıllarca köyde yaşayanlar için tek seçenekti. Kara lastik ayakkabının ne bağcıkları, ne de dikişleri var. Klasik modeli, üzerindeki kabartmalarıyla diğer ayakkabıları taklit ediyor. Bir adının Trabzon ayakkabısı olmasının nedeni, tarihinde gizleniyor. Kara lastik ayakkabının öyküsü, 1950'li yıllarda Trabzon'un Çaykara ilçesinde küçük bir ayakkabı atölyesinde başladı. O zamanlar inek derisinden yapılan ve çok sert olduğu için ayaklara zarar veren çarıklar giyiliyordu. Çaykara'nın Soğanlı Köyü'nden çalışmak için Rusya'ya gidenler, ayakkabıcılığı öğrenmişti. Onlardan biri olan Mustafa Gümüş, köyüne döndüğünde araba lastiklerinin içindeki şambriyelleri, dikip, yamayarak çarıktan çok daha rahat ayakkabılar yapıp satıyordu. Ayakkabılarının ünü kısa sürede yayıldı. Küçük lastik ayakkabı atölyeleri kuruldu.
Seyahatname

Şimdi bitmeli/yim biliyorum..
Bir kutu çikolota alıp ellerimize,
Hiç uğramadığımız bir köyün çocuklarına dağıtmak hepsini.
Sonra senin rüzgarlı tepede buluşmak seninle..
Sırtımızı denize döndürüp,
Bir ağacın gölgesinde düşlemek kollarımızdaki ölümü..
Ve sonra yürümek çırılçıplak denizi..
Korkmadan...
Acıya sığınmadan..
Bulutlara uzanmak öylece...
Seyahatname

yayla pazarı
beşik ana kucağından sonraki kucaktır ve hayata bir başlangıçtır. Yüzyıllar boyu güzel yurdumuzun her köşesinde anneler yavrularını Anadolu’nun bu eşsiz kültürel mirasının bir yansıması olan beşiklerde sallayıp ninnileriyle büyüttü. Belki de bu ilk gelgitlerle hayatın ritmine alıştırdı. Böylece her bir beşiğin misafiri yarınları kurdu” dedi.
Seyahatname

Yıllar önceydi. Sanırım mevsim ikinci karları yağıyordu. Babam dükkandan yeni gelmiş, yemeğini yemiş, gazetesini okumuş sedirde kestirmek üzereyken, meyveler belirdi annemin elinde. Tabiiki portakal ve mandalina.. Kabukları bile ziyan olmazdı, birazcık kurutulurdu kuzine üzerinde ve kokusu odaya yayılırdı bir tütsü gibi. Hâlâ bu koku burnumda tüter durur. Babam, itinalı bir şekilde soyardı portakalı. Sonrada dilimlerine ayırır; bir bana, birer tane kardeşlerime ve bir de kendisine ikram ederek, sevinçle, güle oynaya konuşa koklaya yerdik bu nimeti. Rabbimizin nimeti ne yaz ne kış eksilmiyordu sofralardan. Nimeti Gönderene şükürler ederdik. Kimi zaman usulca, kimi zaman seslice…
Camdan dışarısını seyretmek ne çok önemliydi benim için. Özellikle Ramazandaki davulcunun ve bir de bozacının sesini merak ederdim en çok. Karanlığı delen seslerdi bunlar ve uzaklardan, karanlığın içinden gelen dostça seslenişlerdi. Üşür müydü bu adamlar, ne satar, ne kazanırlardı? Ayakkabıları sağlam mıydı? Bu soğukta bu karda kışta kıyamette sırtlarında bir paltoları var mıydı acaba? Bunları o zaman düşünür müydüm böyle inceden inceye, yoksa öylesine gelip geçermiydi birbir ardı sıra düşünceler... Ama camdan onlara el sallamak arzum kesindi. O karanlıkların içinden önce bir seda, sonra bir karaltı gölge gibi gelip geçen insanlara..
Yazar : Selim Gündüzalp
29.05.2009 tarihinde
http://www.zaferdergisi.com/print/?makale=1293
adresinden alınmıştır.
Seyahatname

Kulakkaya yaylasında Sarı çiçekli orman gülü
4 m’ye kadar boy yapan, kışın yaprağını döken, sık dallı bir çalıdır. Sürgünlere çok sıralı sarmal dizilmiş olan yapraklar yumurtamsı, geniş ters mızrak biçimde olup ayanın kenarı kirpikli ve ince dişli, her iki yüzü de tüylüdür. Yapraklanmadan önce açan sarı renkli çiçekler keskin kokulu olup 5 cm çapındadır. Bileşik salkım halindeki çiçek kurulları sürgün uçlarında yer alır.
Orta ve Doğu Avrupa, Türkiye ve Kafkasya’da yayılış gösterir. Çiçekleri ve sonbaharda kırmızı renk alan yapraklarından dolayı parklarla bahçelerde yetiştirilir.
24 Haziran 2009 Çarşamba
Seyahatname

Bektaş Yaylası Giresun'un Dereli ilçesine bağlıdır. Kulakkaya Yaylası, Melikli Obası Yaylası, Kurttepe mevkii ve Alçakbel Orman İçi Piknik Alanı'nın bir araya gelmesi ile oluşan bütüne verilen addır. Bektaş Yaylası 1600 metre yükseklikte, Giresun il merkezine (en kısa yoldan) 56 km uzaklıktadır. Yörede uzun yıllardır elektrik, su ve telefon gibi altyapı hizmetleri vardır. Yaz aylarında (genelde yerli) bir çok turist çeken yaylada, 80 yatak kapasiteli, iki yıldızlı bir de otel vardır. Kurttepe mevkiinde kayak yapmaya uygun doğal alan vardır. Yaylanın havası ve suları çok soğuktur. Yaz aylarında bile soba yakmak bir zorunluluktur. Hava genelde sislidir fakat havanın açık olduğu zamanlarda oluşan doğa harikası vadilere çöken bulutlar inanılmaz güzel manzaralar yaratır. 30 Haziran 1 Temmuz tarihlerinde yaylanın geleneksel hâle gelmiş şenliği kutlanır. Yaylada haraketlenme karların erimeye başladığı Mayıs aylarında başlar ve yaklaşık Ekim ayına kadar yerleşme vardır. Yılın kalan zamanlarında ise yaylada devletin görevlendirdiği bekçiden başka hiç kimse yaşamaz. Tüm ulaşım yollarının karla kapalı olduğu bu dönemde yaylaya ulaşmak için bir yol bulunmaz.
Seyahatname
Seyahatname

Bektaş Yaylası
2. 000 m. yükseklikte bulunan yayla ağaç yetişme sınırı üzerindedir. Yol üzerinde bulunan Despot kayası ve Gelin kayası birer doğa harikasıdır. Bektaş yaylasının 1 km. doğusundaki Kurttepe mevkii, kışın kayak yapmaya uygundur.
Elektrik, su, PTT gibi altyapıya sahip olan yaylada; bakkal, kasap, fırın ve kır kahveleri bulunmaktadır.
Seyahatname
Seyahatname

Kulakkaya Yaylası, doğal güzelliklerinin yanı sıra ormanlarla kaplı dağların eteğinde kurulu, otantik özellikleriyle eşsiz zümrüt gibi. Kulakkaya adeta yeryüzünün cennet köşelerinden biri durumunda. Kulakkaya Yaylası bu kadar güzelliğe rağmen adeta keşfedilmeyi bekliyor. Yüzyıllardır insanlardan saklı kalmış. Kulakkaya'yı tanıtarak bu eşsiz güzellikleri tüm dünya insanlarıyla paylaşmak arzusundayım.
Seyahatname
Seyahatname

Kulakkaya Yaylası
Giresun'a yaklaşık 45 km. mesafede bulunan yayla, 1500 rakımında ve ilginç doğa güzelliklerine sahip, Giresun'un eskiden beri en çok bilinen ve gidilen yaylasıdır.
Yol üzerinde bulunan Desput Kayası ve suyu, doğal güzelliklere sahip Erimez mevkii, Gelin Kayası ayrı birer ilgi odağıdır. Alçakbel Orman içi piknik alanında günübirlik rekreasyon imkanı, hemen yakınındaki Yavuzkemal beldesinde de her türlü alışveriş hizmeti bulunmaktadır.
Alçakbel Ormaniçi Piknik Alanında günübirlik rekreasyon imkanı hemen yakınındaki Yavuzkemal Bucağında da her türlü alış-veriş hizmeti bulunmaktadır.
Kulakkaya; Kümbet ve Bektaş yaylalarına oranla, hem daha düşük rakımı ve dolayısıyla daha uzun mevsimi, hem de kolay ulaşım mesafesinde bulunması nedenleri ile günübirlik rekreasyon amacıyla daha yoğun bir kullanım talebi altında kalmaktadır. Bu nedenle, yaylada günübirlik rekreasyon tesislerinin ve kamp imkanlarının geliştirilmesi yararlı olacaktır.
22 Haziran 2009 Pazartesi
Seyahatname

Hanımlara yönelik eğitim seminerden bir tanesi daha 19 Haziran 2009 Cuma günü yapıldı. Bulancak Otogar Düğün Salonunda gerçekleştirilen seminere derneğimiz üyeleri ve erkek üyelerimizin eşleri katıldılar. Ailenin ve toplumun temel taşı olan hanımlarımız, gelecek nesillerin yetişmesinde ve şekillenmesinde en önemli güçtür. Onların eğitimli olması, geleceğimizin daha sağlam ve güvenli oluşmasını sağlayacaktır. Toplumunun ve ailesinin geleceğine önem verenlerin mutlaka kadın eğitimine de önem vermeleri kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gerçekten hareket eden Derneğimiz, üçüncüsünü gerçekleştirdiği hanımlara yönelik eğitim faaliyetlerini sürdürecektir.
İlçemize misafir olarak ikinci kez gelen Şengül Hanım, konferans sonrası bir dizi ziyaretlerde bulundular. 20 Haziran 2009 Cumartesi sabah saatlerinde ilçemizin kanaat önderlerinden Nuri Hoca Efendiyi de ziyaret etmiştir. Daha sonra Derneğimiz üye ve sevenlerinin katıldığı Dereli Alçakbel Yaylasında düzenlenen pikniğe de katılan Şengül Hanım, aynı gün akşam Dernek Yönetimi ve Hanımlar Komisyonu Üyeleriyle Alçakbel Yaylası Orman İşletme Tesislerinde konakladılar.
Tesislerde Dernek Yönetimi ve Hanım Üyelerle bir toplantı yapan Şengül YİĞİT hanımefendi, taşrada bulunan Sivil Toplum Kuruluşlarının yapabileceği özgün proje ve çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Dernek Yönetimi olarak Öncelikle, İstanbul’dan ilçemize gelerek hanım üyelerimize, çocuklarımıza ve bizlere kalıcı ve etkili eğitim seminerleri vermiş olan Şengül YİĞİT kardeşimize, seminerlerimize ve pikniğimize katılan bütün üye ve yakınlarına teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız.
Bulancak Ab-ı Hayat Derneği
Seyahatname

Güzel Anadolu'mdan haberler
Bulancak Ab-ı Hayat Derneği üye, eş ve yakınlarıyla 20-21 Haziran 2009 tarihleri arasında Dereli Alçakbel Yaylasında 2 günlük bir piknik düzenlemiştir. İlk gün çok sayıda üye ve yakınlarının katıldığı piknikte renkli görüntüler ortaya çıkarken kadın-erkek çocuk herkes gönlünce eğlenmişlerdir.
Üye ve yakınlarının birbirlerini daha yakından tanımalrı, kaynaşmaları, eğlenmeleri ve dinlenmeleri amacıyla düzenlenen pikniğimize katılımın oldukça yüksek olduğu gözlendi.
Cumartesi günü akşamı Orman İşletme Müdürlüğünün dinlenme tesislerinde konaklayan Derneğimiz Yönetim Kurulu üye ve eşleri ile STK Uzmanı Şengül YİĞİT hanımla Sivil Toplum Kuruluşu çalışma esas ve usulleri hakkında karşılıklı fikir alış verişinde bulunmuşlardır.
Pikniğimize katılarak aramızda bulunan bütün üye ve misafirlerimize canu gönülden teşekkür eder, başka başka programlarda buluşmak dileğimizle.
04 Mayıs 2009 Pazartesi
Seyahatname

Paris'de resimler, eski afişler, kullanılmış kitaplar satan sokak satıcıları Seine Irmağı boyunca sıralanırlar. Sol Yaka'da üniversite'nin yanı sıra Fransız Parlamentosu'nun iki binası, devlet dairelerinin çoğu ve Lüxemburg Sarayı ve bahçeleri yer alır. Sarayın batısında ise XIV. Louis'nin savaş gazileri için yaptırdığı kısaca Invalides adıyla bilinen Hotel des Invalides bulunmaktadır. "Şen kıyısında , çok sevdiğim Fransız halkı arasına gömülmek istiyorum" diye vasiyette bulunan Napolyon'un mezarı da bu yapının içindedir. Daha batıda ise Paris'in simgesi olarak kabul edilen ve üzerindeki televizyon anteniyle birlikte yüksekliği 300 metreyi geçenEyfel Kulesi bulunuyor.
Seyahatname

Eyfel; güzel dev!
Gülliver'in cüceler ülkesine gitme masalını hepimiz biliriz. Kendimi ve kuyruktaki dünyanın dört bir yanından gelmiş turistleri cüceler olarak hayal ettim o an ve Eyfel de güzel dev!
"Işık Şehri'nin" sembolü olan Eyfel Kulesi, 1887 ile 1889 yılları arasında GustaveEyfel'in firması tarafından, Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde inşa edilmiş. Parisliler onu "Demir Bayan" olarak adlandırıyorlar.
Seyahatname

Kamuya açık platformlar 57 m, 115 m ve 276 m yükseklikte bulunur.
Ziyaretçiler, üç asansörle kuzey, batı ve doğu kanatlarından ilk iki platforma ulaşır. İlk ve ikinci katlarda lokantalar mevcuttur. Ayrıca ilk katta, Eyfel Kulesinin tarihinin anlatıldığı bir sergi bulunur. En üst platforma ulaşmak isteyen bir ziyaretçi, ikinci katta aktarma yapar ve başka bir asansöre geçer. En üst platform hem çatılı hem de üstü açık bir alana sahiptir.
Kulenin açılışından sonra, ilk platforma kadar 50 yolcu taşıyan iki hidrolik asansör kullanıma girmişti. Bunlar için gerekli hidrolik presler 16 sütuna monte edilmişti. Kuzey kanadından başka bir asansörle ikinci kata ulaşılıyordu. 2. Dünya savaşı sırasında, işletim sistemindeki hasarlar sebebiyle bunlar devre dışı kalınca, Adolf Hitler kuleye yaya olarak çıkmak zorunda kalmıştı.
1983 tarihinde ikinci ve üçüncü katlar arasına, 1000 tonluk yürüyen merdivenin yerini alan, 4 yeni turuncu asansör monte edildi. Yürüyen merdiven 954 basamaklı ve 3 m genişliğindeydi.
Seyahatname

Eyfel Kulesi 1887 ile 1889 yılları arasında Gustave Eiffel'in firması tarafından, Fransız Devrimi'nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde inşa edilmiştir. Aslında kulenin mimarı Gustave Eiffel değil, İsviçreli Maurice Koechlin 'in siparişi üzerine tasarlayan Stephen Sauvestre'dir. Meslektaşı Emile Nouguier ile beraber ilk tasarımları yapmıştır. Kulenin, 7.739.401 Frank 31 Sent tutan inşaat masrafları, Gustave Eiffel'in tahminlerinin 1 milyon frank üstündedir. 1889 yılındaki açılış tarihden önceki 5 ayda 1,9 milyon kişi ziyaret edince, yıl sonuna kadar toplam masrafın 3/4'ü çıkartılmıştır. Böylelikle Eyfel Kulesi, daha başından, kazanç sağlayan bir şirket görünümüne bürünmüştü.
3.000 işçi 26 ay boyunca 18.038 adet demir parçayı 2,5 milyon perçinle bir araya getirdi. Hiç ölüm vakası yaşanmamış olması, o günün şartlarında şaşırtıcı bir durumdur.
Ancak bu arada kule, onu bir utanç lekesi olarak gören Paris halkının tepkisini de çekmiştir. Bazı sanatçılar devasa bir sokak lambasına benzetirken, bir fabrika bacası gibi Paris'in görsel itibarını zedeleyeceğini ileri sürmüşlerdir. Böylelikle devrin sanatçı ve edebiyatçı çevresinde bir kampanya başlatılmış, bu kampanya süresince ünlü sanatçıların imzaladığı bildiriler dağıtılmıştır. Bugün ise Eyfel Kulesi, Dünya'nın en güzel mimari yapılarından biri olarak kabul edilir. Parisliler onu Demir Bayan olarak adlandırırlar. İlk başlarda Eiffel, Kule'ye sadece 20 yıl için müsaade almıştı. Dolayısıyla, 1909 yılında kulenin sökülmesi gerekiyordu. Ancak kule, iletişim için çok uygun yüksekliğe ulaştığından ve yeni yüzyılda Atlantik ötesi haberleşmeye imkân tanıdığından, kalmasına izin verildi.
Seyahatname

Paris'in en büyük ve görkemli meydanı Concorde alanının, Fransız tarihindeki yeri bir başkadır ve biz Türkler için özel önem taşır. 1763 yılında 15. Louis tarafından açılışı yapılan alanın merkezi, Fransız Devrimi'ne kadar 15. Louis'nin ata binmiş heykelini, devrim sırasında Özgürlük Anıtı'nı barındırdı. 1792 yılında, 16. Louis'nin de kellesini kesen dev giyotinin kurulduğu 'at meydanı'na dönüştü. Zaman köprüleri altından akan kanlı sular durulup, Louis Philippe tahta kurulduğunda; yeni kralın en önem verdiği projelerden biri, tarihi acı anılarla yüklü Concorde meydanını tutkular uyandırmayan bir alan haline getirmekti.
O sıralar Fransa, Osmanlı'ya başkaldıran Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa'ya pek büyük yardımlarda bulunmuştu. Türk Vali Mehmet Ali Paşa, başlattığı isyanın işbirlikçisi Kral Louis Philippe'e bir armağan vermek istedi. Fransızların Napolyon'dan bu yana eski Mısır uygarlığına duyduğu ilgiyi biliyordu. Tuttu, Luksor Dikilitaşı diye anılan ve İkinci Ramses'in tapınağından sökülen 230 tonluk pembe mermerden abideyi 1831 yılında gemiyle Fransa'ya gönderdi. Yabancı bir tarihi simgeleyen bu anıt, Louis Philippe'in geçmişinden kurtarmak istediği yeni Concorde alanı için biçilmiş kaftan, daha doğrusu dikilmiş şahmerdandı.
Luksor dikilitaşını merkez alan Concorde Meydanı 1835 yılında açıldı.
Seyahatname

VANNES de SAKURA Kiraz ağacı çiçekleri
Güzellik ve estetiğin simgesi olan sakuralar ve diğer kiraz türleri çiçek açtığında, Japonlar eşi dostu toplayıp parklara, bahçelere, tapınaklara
akın ediyor, çiçek izleme partileri, yani "hanami" yapıyor. Birçok kişi dalından teker teker dökülen sakura çiçekleri altında yürümeyi, kar altında yürümeye benzetiyor. Ülkenin her yerinde düzenlenen festivallerle bu doğa olayı kutlanıyor. Tabii kiraz ağaçlarının Japon kültüründe bu kadar önemli olmasının sebebi sadece güzelliği değil. Dalında çok kısa kalmasıyla hayatın geçiciliğini simgelediğine inanılıyor. Üzerine şiirler, şarkılar yazılıyor. II. Dünya Savaşı’ndaki intihar pilotlarının son uçuşa çıkmadan uçaklarına bu çiçeği çizdiği biliniyor. Sakura aynı zamanda kadın ismi. Japonlar hayatlarındaki önemli başlangıçları, evlenecekleri, yeni bir işe başlayacakları ve tatile çıkacakları günleri sakura zensen’e göre ayarlıyor.
Yani kiraz çiçeği Japonya’da tam bir fenomen. 11 ildeki 26 parkta gerçekleştirilen şölenler için her yıl dünyanın dört bir yanından binlerce turist Japonya’nın yolunu tutuyor.

















